Archive for Haziran, 2010

BU MAĞAZA SADECE GAY, TRAVESTİ VE TRANSEKSÜELLERE HİZMET VERİYOR

Piyasadaki bİr boşluğu gören cesaretçi girişimci Türkan Ersan, bu kesime uygun ayakkabılar satan bir mağaza açtı. Sırada bir de giysi ve iç çamaşırı markası var.

Genellikle travestiler, transseksüeller, eşcinseller üçüncü sayfa haberleriyle gündemimize kısa süreliğine girerler. Ya darp edilirler ya bir cinayete kurban giderler ya da mahalleli toplanıp “mahallemizde onları istemiyoruz” eylemi yapar.
Bu haber biraz farklı… Bu kez hep horlanan, bir o kadar da merakla izlenen travestilere, transseksüellere, eşcinsellere hizmet vermek üzere açılan bir ayakkabı mağazasından bahsedeceğiz. İstiklal Caddesi’nde bir handa açılan Rouge bu kesime hizmet vermek üzere açıldı. Açılır açılmaz da hızla aslında nasıl da büyük bir boşluğu doldurduğu ortaya çıktı.
Farklı cinsel yönelimleri olanların tek problemleri insanların onları kabul etmemesi, dışlaması değil. Aynı zamanda kıyafet bulma güçlüğü de çekiyorlar. Standart kadın bedenlerine göre üretilen ayakkabılar, giysiler doğal olarak onların bedenlerine uymuyor. Onlar da daha çok özel yapım ya da kesip biçerek bedenlerine uygun giysi edinme yolunu seçiyorlar.
Ayrıca biz “normallere” göre biçimlendirilmiş sosyal kuralları aşmak, yine bizlere göre oluşturulmuş mağazalara girmek, meraklı ve suçlayan gözlerin hapsinde alışveriş yapmak hiç de kolay değil.
Cesaretli girişimci Türkan Ersan’a böyle bir yer açmaya nasıl karar verdiniz diye soruyoruz:
“-Biz 30 yıldır ayakkabı üretiyoruz. Daha doğrusu eşim bu sektörün içinde. Böyle bir eksiklik gördük. Mağazalarda kadın ayakkabıları en çok 40 numaraya kadar vardır. Sonra toptancı müşterilerimizle de konuştuk, onlar da bize hak verdi. Ve dört ay önce bu dükkânı açtım. Henüz yeniyiz ama her gün müşterilerimiz biraz daha artıyor.”
Türkan Hanım hemen bir iyi haber daha veriyor: “Bir ay içinde bir de giysi ve iç çamaşırı markasını satışa sunacağız.” Rouge Shoes’un müşteri kitlesini; transseksüeller, travestiler, drug queen’ler, cd’ler (Gündüz erkek giysileri giyip, normal işte çalışan ama kendilerine ait zamanlarda kadın giysileri giyen erkekler), gey’ler ve aynı zamanda büyük ayakları olan kadınlar oluşturuyor. Rouge Shoes’da ayakkabı numaraları 40’tan başlıyor.
Modelleri belirlerken önce kendi beğenilerine göre seçim yapmış Türkan Hanım. Fakat müşteri sayısı arttıkça, onlardan da fikir alarak ayakkabı modellerini değiştirmiş. Örneğin topuklar biraz daha kısaltılmış. Gündelik modeller, babetler eklenmiş ürün konseptine…
Rouge’un fiyatları da gayet uygun. Ayakkabı fiyatları 80-225 lira arasında değişiyor. Mağazanın tanıtımı için interneti kullanmış Türkan Hanım. Travestilerin, gey’lerin, transseksüellerin yoğun olarak girdikleri sitelere reklam vermiş. Hatta görüntülü görüşme yapıp sattığı ayakkabıları müşterilere göstermiş. Sonuç tam isabet. Kulaktan kulağa yayılmış Rouge. Türkan Hanım bu ilgiyi normal buluyor: “Çünkü gerçekten onlar için büyük ihtiyaçtı. Bir de alışveriş ederken rahat edemiyorlar. Satış elemanları kötü davranıyor, diğer müşteriler bakıyor. Burada öyle bir durum yok.”
Bu mağazayı açarken hiç çekinmediğini söyleyen Türkan Hanım, henüz tanıştığı kesimle iyi anlaşıyor. “Zaman zaman biraz şaşırıyorum hâllerine. Herhalde ben de alışacağım yavaş yavaş ” diyor. Darısı hepimizin başına…

Türkiye eşcinsel evliliğe karşı

izlanda Başbakanı Johanna Sigurdardottir, meclisin ülkedeki eşcinsellere evlenme izni veren yasayı onaylamasından sonra, uzun zamandan bu yana birlikte yaşadığı kız arkadaşı Jonina Leosdottir ile evlendi. 66 yaşındaki Sigurdardottir, Avrupa’da da eşcinselliğini açıkça kabul eden ilk başbakan sıfatını taşıyor.

Başbakanın bu evliliğiyle yeniden alevlenen eşcinsellik tartışmalarına Türk halkı nasıl bakıyor?

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği’nin (CİSED) bu konudaki araştırmasından çıkan sonuç, toplumumuzun henüz böyle bir olaya hazır olmadığını destekler nitelikte.

“Eşcinsel evliliğe ülkemizde izin verilmeli midir?” sorusuna katılımcıların % 8’i “evet”, %86’ı “hayır” ve %6’ı ise “fikrim yok” yanıtı verdi.

Daha çok internet üzerinden yapılan anket çalışmasına katılan 5000 kişinin %54’ünü erkekler, %34’ünü kadınlar, %12’sini ise eşcinsel, biseksüel, travesti veya transeksüeller oluşturdu.

Bu evliliği medyanın en az heteroseksüel evlilikler gibi normal bir durum olarak sunması, toplum ruh sağlığı açısından sakıncalar doğurabilir diyen CİSED Genel Başkanı Dr. Cem Keçe, bu tip yayınların çocukların ve gençlerin kafasını karıştırabilceğini dile getirdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Avrupa yasalarının ülkelerin eşcinsel evliliğe izin vermesini gerektirmediğine hükmetti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Avrupa yasalarının ülkelerin eşcinsel evliliğe izin vermesini gerektirmediğine hükmetti.

Strasbourg merkezli mahkeme, Avusturyalı iki erkeğin, ülkelerinin eşcinsel evliliğe izin vermeyerek Avrupa insan hakları yasasının verdiği evlilik hakkı ve ayrımcılık yasağını çiğnediği gerekçesiyle yaptığı başvuruyu reddetti. 47 üyeli Avrupa Konseyi’nin bir parçası olan mahkemenin kararları bağlayıcı nitelik yaşıyor. Mahkemenin gerekçeli kararında “Mahkeme, Avrupa Konseyi ülkeler arasında eşcinsel evlilik konusunda bir uzlaşma olmadığını gözlemledi. Evliliğin derin toplumsal çağrışımlarının bir toplumdan başka bir topluma farklılık göstereceğinden hareketle mahkeme bu konuda toplumların ihtiyaçlarına yanıt verecek en iyi değerlendirmeyi ulusal yetkililerin yapabileceği görüşüne vardı” ifadelerini kullandı.
AİHM, eşcinsel çiftlerin çocuk edinemeyeceği temeliyle evlenme haklarının yadsınamayacağını ancak bunun yine de üye ülkelere bu tür evliliklere izin verme yükümlülüğü getirmediğini vurguladı.

Birand’ın sunduğu 32. Gün’de soruldu: PKK içerisinde eşcinsel var mı?

PKK’da eşcinsel var mı?
 
Birand’ın sunduğu 32. Gün’de soruldu: PKK içerisinde eşcinsel var mı?
25 Haziran 2010 Cuma
 Kanal D ekranlarında yayınlanan, gazeteciler Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar’ın sunduğu 32. Gün programında PKK’nın sol saldırıları ve atılan adımlar masaya yatırıldı.

11 yıl önce dağdan inen Yüksel Genç 32. Gün’de
Programın en dikkat çeken konuğu ise 11 yıl önce terör örgütü lideri Öcalan’ın talimatıyla dağdan inen gurup içerisinde yer alan Yüksel Genç’ti.

PKK içerisinde eşcinseller de var
Birand’ın PKK’nın yapısına ilişkin sorusu üzerine Genç ilginç açıklamalarda bulundu. Örgütün içerisinde her çeşit insanın bulunduğunu dile getiren, kendi döneminde örgütte eşcinsellerin de bulunduğunu aktardı.

 

http://www.boynel.com

Seks işçileri haklarını arıyor

Seks işçileri haklarını arıyor

Toplum için önemli bir sorun olan fuhuş sektöründe çalışan seks işçileri toplum tarafından dışlanıyor, ayrımcılığa ve tacize uğruyor, ahlaksız kişiler olarak görülüyor ve sorunları görmezden geliniyor. Seks işçileri sözel ve fiziksel şiddete maruz kalıyor, yetmezmiş gibi cinsel saldırıya uğruyor, kimi zaman can güvenliklerinin bile olmadığı ortamlarda çalışmak durumunda kalıyorlar. Sorun her şeyin temelinde, insanların algı ve yargılarında yatıyor. Çözüm ise önce algıyı değiştirmek, sonra fuhuş sektörünü ortadan kaldırmakta…

Sinem Dönmez

Cumhuriyet / Dergi- Seks işçiliği, dünyanın her ülkesinde var olan bir kavram. Kimisinde yasak, kimisinde yasal, kimisinde ruhsatlı, kimisinde yeraltında. Türkiye’de başta İstanbul ve Ankara olmak üzere on binlerce seks işçisi sokak ve caddelerde, özel randevu evlerinde, masaj salonlarında, bar, gece kulübü, pavyon ve benzeri mekânlarda hatta otobüs ve minibüslerde çalışıyor. Ankara Ticaret Odası’nın 2004 yılı “Hayatsız Kadınlar Dosyası” adlı rapora göre Türkiye’de ruhsatlı olarak çalışan 56 genelev var. Bu genelevlerde yaklaşık 3 bin kadar seks işçisi çalışıyor. Sağlık önlemi kapsamındaki seks işçileri (yani seks işçiliği yaptığı saptanan ancak tescil edilmeyen) dahil toplam kayıtlı seks işçisi sayısı ise yaklaşık 15 bin kadar. Buna karşın Türkiye’deki kadın ve trans (travesti ve transseksüel) seks işçilerinin sayısının 100 bin civarında olduğu ifade ediliyor. Geçen çarşamba Hacettepe Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (HÜKSAM) düzenlediği “Geçmişten Günümüze Seks İşçiliği” konulu bir konferans yapıldı. Konferansın amacı, fuhuş sektöründe çalışanların çalışma koşullarını, maruz kaldıkları şiddeti ve istismarı, insan hakları ihlalleri açısından ele alarak seks çalışanlarının ayrımcılığa uğramadan haklarından yararlanabilmeleri için nelerin yapılması gerektiği konusunda öneriler geliştirmek, toplumda bu konuda bir farkındalık yaratmak. Biz de konferansı düzenleyen Yrd. Doç. Dr. Aysun Balseven Odabaşı’na, Türkiye’de seks işçiliğinin durumunu ve konuya toplumsal bakış açısını sorduk.

Fuhuş, mesleksel risklerin yoğun yaşandığı bir alan. En çok saldırıya bu sektörde çalışanlar maruz kalıyor. Kimi zaman can güvenlikleri bile yok. Bunlar yetmezmiş gibi bir de toplum dışına itiliyor, sağlık çalışanları tarafından bile ahlaksız olarak nitelendiriliyorlar. Ve işin en kötüsü de uğrakları şiddet, toplum tarafından görmezden geliniyor. Fuhuş ortadan kaldırılırsa toplum düzeninde önemli aksaklıklar olacağı iddiasının, bu olguyu sıradanlaştırıp normalleştirdiğini vurguluyor Odabaşı ilk olarak. Toplumdaki, erkeğin ve kadının doğalarının farklılığı dolayısıyla erkeğin dizginlenemez cinsel dürtülerinin fuhşun kurumsallaştırılmasını zorunlu kıldığı, ya da fuhşun toplumda taciz ve tecavüzleri azalttığı, fahişelik kurumunun olmaması durumunda “namuslu kadın”ların ve çocukların zarar göreceği, fuhşun erkek için bir cinsel eğitim ve eğlence aracı olduğu gibi yaygın görüşlerin de altını çiziyor Odabaşı. Önce bunların değişmesi gerektiğini söylüyor.

Fuhuş sektörü

Peki, geçmişten günümüze seks işçiliği algısı değişti mi? Odabaşı’na göre artık bu sektörde çalışanların haklarının korunması için çeşitli çalışmalar yapılıyor, projeler yürütülüyor. Ama buna rağmen hâlâ insanların kafasındaki önyargılar yok olmadı: “Fuhşun yaygınlaşmasının ve sürdürülmesinin önemli nedenlerinden birinin müşteriler olduğu hep göz ardı ediliyor. ‘Alıcı olmadığı sürece satışın olamayacağı’ düşünüldüğünde toplumun da bu konuda ne kadar sorumlu olduğunu görebiliriz. Fuhuş sektörü müşteriler var olduğu için sürüyor. Bu yüzden müşterilerin bilinçlenip yapılan işin insan sömürüsü olduğunu kavramaları ve alıcı olmaktan uzaklaşmaları fuhuş sektörünün küçülmesi ve sonrasında yok olması için son derece önemli. Fuhşun oluşması, gelişmesi ve varlığını sürdürmesinde toplumun her kesimi ve kurumunun sorumluluğu vardır. Bu nedenle toplum fuhşun varlığı ve devam ediyor oluşunda kendi payını görebilmeli, önyargılardan uzaklaşılarak, kadınların maruz kaldıkları riskler dikkate alınarak toplumun dışına itilen fuhuş sektöründe çalışanların yaşam ve çalışma koşulları düzeltilmelidir.”

Odabaşı, öncelikle fuhuş sektöründe çalışanların herkesle eşit düzeyde insan haklarından faydalanmalarını, seks işçilerine yönelen her türlü şiddetin ortadan kaldırılmasını, yaşadıkları sosyal ortamın koşullarının düzeltilmesini sağlayacak bir mevzuatın gözden geçirilerek düzenlenmesinin hedeflenmesi gerektiğini söylüyor. En önemlisi de, fuhuş sektörünün yok edilmeye, bu sömürüye son verilmeye çalışılmasının temel hedef olması gerektiği: “Fuhuş sektöründe çalışan kadınları daha iyi olanaklarla, geçimlerini sağlayacak bir işkoluna yönlendirmeden, sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu sağlamadan fuhşu doğrudan yasaklayan bir düzenleme yapmak olumsuz sonuçlar doğurabilir. Kadınların çoğunun iş bulma olanağının çok sınırlı olduğu, seks işçiliğinin yasaklanmasının yeraltına itilmesine neden olacağı, çok daha kötü koşullarda çalışmak zorunda kalabilecekleri düşünülmelidir her şeyden önce. Bu nedenle bir yandan fuhşu önlemeye yönelik çalışmalar yapılırken diğer yandan bu sektörde çalışanların hakları göz önünde bulundurulmalı.”
www.boynel.com travesti haber sitesi