Posts Tagged ‘ Bir

Bir yazarın tarzının oturması acaba ne kadar zaman alır

 

Bir yazarın tarzının oturması acaba ne kadar zaman alır? Kim bilir, o kadar değişken ki. Dün bir muhabir arkadaşımla konuşuyorum. Diyor ki; benim yazabilmem için, çok dolmam lazım. Yani ya sinirlenmem, ya da çok mutlu olmam. Ben bunu şöyle anlıyorum. Manik depresif bir hal. Artı, eksi kutuplar. Tabii ki, yazar da, besteci de, ressam da böyle durumlardan çok beslenir. Daha doğrusu bu durumları lehine kullanabilirse, sanatında uçar gider. Ama yaptığınız iş, biraz da olsa rutine binmişse, sürekli bir şeyler üretmeniz bekleniyorsa, o zaman bu halleri sanal olarak yaşamak zorundasınız, yoksa devam etmeniz çok zor.

Ben de böyle sıkıntıları zaman zaman yaşıyorum. Yaptığınız iş yazarlık. Bu işi nasıl algıladığınızla bağlantılı aslında. Mesela, bir uzmanlık alanı seçip orada kalmak bana, elleri kolları bağlı oturmak gibi geliyor. Yanılıyor da olabilirim. Ya da gezdiğini, yediğini, içtiğini anlatmak da, çok adaletsiz geliyor. Çocukluğumdan beri aldığım aile eğitimine ters oluyor. Siyasi yazılar yazıp da, mahkemelerde dolaşmak, hiç bana göre değil. Aslında düşünceye inanılmaz saygı duyuyor ve onun yaratıcı bir güç olduğuna inanıyor olmama  rağmen. Bu nedenle yıllarca ömrünü hapislerde geçirmiş insanlar, beni o noktadan uzaklaşmaya itiyor. Mesela Nazım Hikmet. Belki de o durumdan beslenmiş ve özgürlük dolu o muhteşem eserleri çıkmıştır ortaya diye iyi niyetli düşünmek istiyorum ama yine de tatmin olmuyorum. Gerçi her şeyi hapsedebilirsiniz ama düşünceyi asla. Bir gün gerçekten düşüncenizden dolayı, kınanmadığınız, her hangi bir yaptırımın olmadığı bir diyar bulduğumuzda belki daha özgürce yazılarımızı yazabiliriz.

Mesela aynı şeyler diğer ülkeler için de geçerli yani tüm dünyada, sivri ve ses getiren , ilk defa söylenen düşünceler, büyük reaksiyonlara yol açıyor.

Hint’ li düşünür, benim felsefesine bayıldığım Osho’ da, zararlı ve ne yapacağı kestirilemez bir insan olduğu için, zehirlenerek öldürüldü. Tutuklandı ama bu gün kitapları onlarca dile çevrilip, inanılmaz rakamlarda satılıyor. Bu durum kendisini ne kadar etkiliyor bilmiyorum ama böyle idealist, cesur insanlar var. Onlar dünyanın gidişine yön veren insanlar. Büyük bir cesaret ve öz güven gerektiriyor. Ben o insanlardan değilim, dünyevi yaşantımı da seviyorum. Tabii ki, fikirlerinle yaşadığın anda olmasa bile, sonraları dünyaya yön verme hayali, olağanüstü güzel ama gereksiz yere acı çekmek ve bazı insanların hışmına uğramak çok kötü. Buna değmeyeceğini düşünüyorum. İnsanlara faydalı olmak için, illa ki hapiste yatacak kadar sivri yazılar ya da söylemlerde bulunmanız gerekmiyor. Hayır işleri yaparak da isminizi kalıcı hale getirebilirsiniz. Bunları birbiriyle kıyaslamak doğru değil ama,  dünya hızla gelişiyor ve herkes bir yerlerden bu değişime destek veriyor. Ben insanların, kendisine zarar verecek davranışlarda bulunmasını doğru bulmuyorum. Acı çekmek yerine, daha ruhu besleyecek işler yapmak lazım. Diğer tarafta, kendi yaşantısını anlatan, insanlarla arasında çok büyük mesafeler olduğunu hissettiren, cinsel konulardan bahseden insanlardan da hoşlanmıyorum. Bir çizgi çekin, iki yanına tüm duyguları koyun milliyetçi ve devrimci yazarlar, dini , siyasi konularda yazanlar gibi sert konuları, diğer tarafa aşk, cinsellik, çiçek, böcek, kültür diye yumuşak konuları koyun. Ortaya doğru, hepsinden bir karışım olsun ama içinde hepsinden biraz yer alsın, tat olarak da yazarın ustalığı ve üslubu tuzu biberi olsun. Ben işte bu orta noktada yazı ya da röportajlarımla  gezinmeyi seviyorum.

Gerçi röportajlarda bana ait olmadığı konuklarımın düşünceleri yer aldığı için, orada biraz daha serbest olabiliyorum ama yazılarımda daha merkezde olmak doğru bir tavır olarak geliyor. Onun için Mine’ ciğim belki de bu köşe yazarlığı mevzuunu böyle görmekte fayda var. En azından bu günün şartlarında….

Bir yazarın tarzının oturması acaba ne kadar zaman alır? Kim bilir, o kadar değişken ki. Dün bir muhabir arkadaşımla konuşuyorum. Diyor ki; benim yazabilmem için, çok dolmam lazım. Yani ya sinirlenmem, ya da çok mutlu olmam. Ben bunu şöyle anlıyorum. Manik depresif bir hal. Artı, eksi kutuplar. Tabii ki, yazar da, besteci de, ressam da böyle durumlardan çok beslenir. Daha doğrusu bu durumları lehine kullanabilirse, sanatında uçar gider. Ama yaptığınız iş, biraz da olsa rutine binmişse, sürekli bir şeyler üretmeniz bekleniyorsa, o zaman bu halleri sanal olarak yaşamak zorundasınız, yoksa devam etmeniz çok zor.

Ben de böyle sıkıntıları zaman zaman yaşıyorum. Yaptığınız iş yazarlık. Bu işi nasıl algıladığınızla bağlantılı aslında. Mesela, bir uzmanlık alanı seçip orada kalmak bana, elleri kolları bağlı oturmak gibi geliyor. Yanılıyor da olabilirim. Ya da gezdiğini, yediğini, içtiğini anlatmak da, çok adaletsiz geliyor. Çocukluğumdan beri aldığım aile eğitimine ters oluyor. Siyasi yazılar yazıp da, mahkemelerde dolaşmak, hiç bana göre değil. Aslında düşünceye inanılmaz saygı duyuyor ve onun yaratıcı bir güç olduğuna inanıyor olmama  rağmen. Bu nedenle yıllarca ömrünü hapislerde geçirmiş insanlar, beni o noktadan uzaklaşmaya itiyor. Mesela Nazım Hikmet. Belki de o durumdan beslenmiş ve özgürlük dolu o muhteşem eserleri çıkmıştır ortaya diye iyi niyetli düşünmek istiyorum ama yine de tatmin olmuyorum. Gerçi her şeyi hapsedebilirsiniz ama düşünceyi asla. Bir gün gerçekten düşüncenizden dolayı, kınanmadığınız, her hangi bir yaptırımın olmadığı bir diyar bulduğumuzda belki daha özgürce yazılarımızı yazabiliriz.

Mesela aynı şeyler diğer ülkeler için de geçerli yani tüm dünyada, sivri ve ses getiren , ilk defa söylenen düşünceler, büyük reaksiyonlara yol açıyor.

Hint’ li düşünür, benim felsefesine bayıldığım Osho’ da, zararlı ve ne yapacağı kestirilemez bir insan olduğu için, zehirlenerek öldürüldü. Tutuklandı ama bu gün kitapları onlarca dile çevrilip, inanılmaz rakamlarda satılıyor. Bu durum kendisini ne kadar etkiliyor bilmiyorum ama böyle idealist, cesur insanlar var. Onlar dünyanın gidişine yön veren insanlar. Büyük bir cesaret ve öz güven gerektiriyor. Ben o insanlardan değilim, dünyevi yaşantımı da seviyorum. Tabii ki, fikirlerinle yaşadığın anda olmasa bile, sonraları dünyaya yön verme hayali, olağanüstü güzel ama gereksiz yere acı çekmek ve bazı insanların hışmına uğramak çok kötü. Buna değmeyeceğini düşünüyorum. İnsanlara faydalı olmak için, illa ki hapiste yatacak kadar sivri yazılar ya da söylemlerde bulunmanız gerekmiyor. Hayır işleri yaparak da isminizi kalıcı hale getirebilirsiniz. Bunları birbiriyle kıyaslamak doğru değil ama,  dünya hızla gelişiyor ve herkes bir yerlerden bu değişime destek veriyor. Ben insanların, kendisine zarar verecek davranışlarda bulunmasını doğru bulmuyorum. Acı çekmek yerine, daha ruhu besleyecek işler yapmak lazım. Diğer tarafta, kendi yaşantısını anlatan, insanlarla arasında çok büyük mesafeler olduğunu hissettiren, cinsel konulardan bahseden insanlardan da hoşlanmıyorum. Bir çizgi çekin, iki yanına tüm duyguları koyun milliyetçi ve devrimci yazarlar, dini , siyasi konularda yazanlar gibi sert konuları, diğer tarafa aşk, cinsellik, çiçek, böcek, kültür diye yumuşak konuları koyun. Ortaya doğru, hepsinden bir karışım olsun ama içinde hepsinden biraz yer alsın, tat olarak da yazarın ustalığı ve üslubu tuzu biberi olsun. Ben işte bu orta noktada yazı ya da röportajlarımla  gezinmeyi seviyorum.

Gerçi röportajlarda bana ait olmadığı konuklarımın düşünceleri yer aldığı için, orada biraz daha serbest olabiliyorum ama yazılarımda daha merkezde olmak doğru bir tavır olarak geliyor. Onun için Mine’ ciğim belki de bu köşe yazarlığı mevzuunu böyle görmekte fayda var. En azından bu günün şartlarında….

Aşk-ı Memnu’nun final bölümü oyuncuların da katıldığı bir davetle Galatasaray Adası’nda yapıldı, Cengiz Semercioğlu’nun gözüne çarpanlar…

Suada’daki Aşk-ı Memnu gecesinin ”En”leri!

Aşk-ı Memnu’nun final bölümü oyuncuların da katıldığı bir davetle Galatasaray Adası’nda yapıldı, Cengiz Semercioğlu’nun gözüne çarpanlar…

Beşir’in ölüm döşeğinde Adnan’a itirafta bulunmaya çalıştığı sahnede bir erkek seyircinin ayağa kalkıp “Haaayır öl artık” diye bağırması gülüşmelere yol açtı…
Salonda görevli garsonlar diziye kilitlenip konuklara servis yapmayı unuttu. Bütün garsonların ayakta dev ekran karşısında büyülenmiş durmaları ilginç bir manzara yarattı.
Bir gün önce sağ ayağını burkarak yan bağlarını koparan Beren Saat gece boyunca önüne konulan sehpaya ayağını uzatarak oturdu.
Davetliler teknelerle Galatasaray Adası’na götürülürken, tekneye binmeden önce tek tek isim kontrolü yapıldı.
NTV ve CNN Türk geceyi canlı yayın araçlarıyla takip eden haber kanallarıydı.
Gecenin ağır toplarından biri de Ali Ağaoğlu’ydu. Baba Beni Okula Gönder kampanyasına destek olmak için şirket yöneticilerine 500′er liradan 10 davetiye satın almıştı…
Kıvanç Tatlıtuğ sevgilisi İdil Fırat’la ilk kez bir davete katıldı, gece boyunca sevgilisinin yanından bir an olsun ayrılmadı.
Gecenin bütün reklam ve davetiye geliri Baba Beni Okula Gönder kampanyasına aktarıldı. Geceye davetiye alarak gelenlerin sayısı 150′nin üzerindeydi. Dizinin sırf davetiye geliri 100 bin liradan fazla oldu.
Dizinin her reklam arasında salon alkışlara boğuldu. Reklam aralarında davetliler oyuncularla fotoğraf çektirebilmek için birbiriyle yarıştı.
Nihal’in arkadaşının “Ay Sex and The City’deki gibi olmasın. Behlül son anda cayar mı” dediği sahnede salonda kahkahalar koptu.
Salonda özellikle kadın izleyiciler duygularını gece boyunca ortaya koydu. Ellerinde mendillerle diziyi gözyaşları içinde izleyen kadınların sayısı fazlaydı.
Adnan Bey’in Bihter’e “Ben ayrılmak istiyorum” dediği sahnede Kıvanç Tatlıtuğ’un yerinden fırlayarak Selçuk Yöntem’e “Sonunda be, bravo” diyerek çak yapması gecenin en çarpıcı anıydı.

Oyunculukta ‘kare as’

Bugüne kadar başından sonuna Aşk-ı Memnu’nun bir bölümü izledin mi diye sorarsanız yanıtım hayır olur.
Sağolsun internet siteleri gerekli sahneleri özet olarak sunuyorlar…
O yüzden dizideki oyunculuklara az çok hakimim.
Diziyi başından sonuna ilk kez izledikten sonra da kararımı verdim.
Aşk-ı Memnu’da ortalamanın çok üzerinde oyunculuklar var…
Dizinin final bölümünü ise diğerlerinden bir adım öne çıkan dört oyuncu sırtladı…
1- Selçuk Yöntem: İki yıldır her şeyden bihaber yaşayan Adnan Bey’in aydınlanma çağını çok iyi yorumladı.
2- Beren Saat: Geleceğin Hülya Avşar’ı… Hatta oyunculuk olarak Hülya Avşar’dan çok daha iyi olacak…
3- Nebahat Çehre: Güçlü, entrikacı Firdevs’in felçli halini de nefis gösterdi ya bize tek kelimeyle ellerine sağlık.
4- Kıvanç Tatlıtuğ:Kenan’la birlikte Türk Sineması’nın parlayan yıldızı, günün birinde Hollywood’da oynayacak bir Türk oyuncu olursa Kıvanç’tan başkası olamaz.

Gecenin en’leri…

En güzel Nur Aysan
En şık Kıvanç Tatlıtuğ
En sempatik Selçuk Yöntem
En sıcak Nebahat Çehre
En sıkıntılı Beren Saat
En mutlu İrfan Şahin
En olgun İdil Fırat
En gururlu Ekrem Çatay
En yorgun Kerem Çatay
En sulugözlü Hazal Kaya

Demet Akalın eşi Öner Beksenir’in Çeşme’de bir kişiyi darp ettiği iddiaları yanıtladı

 

Demet Akalın eşi Öner Beksenir’in Çeşme’de bir kişiyi darp ettiği iddiaları yanıtladı

Eşi Önder Bekensir’le boşanma konusunu da gündeme getiren Demet Akalın çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Demet Akalın Çeşme’de eşi Önder Bekensir’le birlikte yaşadığı sahne kriziyle ilgili ilk kez konuştu… “Paramız ödenmedi, biz mağduruz” diyen Demet akalın, “Önder’in organizasyonu düzenleyeni darp ettiği falan da yok” şeklinde konuştu…

Ayakligazete.com’un haberine göre, Büyükçekmece Festivali’ne katılan Demet Akalın, eşi Önder Bekensir’le boşanma konusuna da açıklık getirdi. Seksi şarkıcı, “Bu avukatların yapmış olduğu bir şey. Boşanırken böyle şeyler yapmak gerekiyormuş… Ama hata bende. Geri çektim davamı” dedi..

demet_6.jpg

“PROGRAM YAYINDAN KALMADI GÜNÜ DEĞİŞTİ”
Show TV’de yayınlanan programının yayından kalkmadığını Pazar günleri yayınlanmaya başlayacağını söyleyen Demet Akalın, “Programı para için yapıyorum. Ben bugün varım yarın yokum. Bu yüzden para için hayatımın özel yanlarını yansıtıyorum. Beni eleştirenler de zeki olsunlar yapsınlar” dedi.
Başındaki tacı gay bir arkadaşından aldığını söyleyen Demet Akalın “Ben gayleri severim. Çok gay arkadaşım var. Üstelik gaylerin de prensesi var.” şeklinde konuştu…

Habertürk yayınlanan Bir Gün isimli programda karşı karşıya geldiler

www.boynel.com travesti eşcinsel magazin portali

MAGAZİN TURUYİNE OLAY ÇIKTI

Habertürk’te yayınlanan Bir Gün isimli programda karşı karşıya gelen Serdar Turgut ve Mahmut Övür fena kapıştılar..

İran için uluslararası yaptırımlar uygulanması için yapılan oylamada Türkiye’nin ’Hayır’ oyu vermesi gündeme bomba gibi düşünce ekranlarda dış politika tartışmaları damga vurdu.

Serdar Turgut hükümetin dış politikada izlediği çizgiyi çok tehlikeli bulurken, Sabah yazarı Mahmut Övür ise dış politikadaki yeni politikaların doğru ve gerekli olduğunu iddia edince stüdyoda sert bir tartışma yaşandı.

SERDAR TURGUT’DAN FELAKET SENARYOSU

Turgut hükümetin ülkenin geleceğini riske attığını söylerken, yalnız ve güçlü düşmanlar edinmiş bir Türkiye portresi çizdi. ’Korkmamız gerekir çünkü ABD ve İsrail el ele verir ekonomisi batmış ve savaşamayacak bir Türkiye yaratabilirler’ diyen Turgut dış politikada içini dolduramayacağımız bir cüret ve iddia gösterdiğimizi söyledi.

Serdar Turgut, bu politikanın sonuçlarının çok kötü olabileceğini ısrarla vurgulayınca Mahmut Övür’den itiraz geldi. Sabah yazarı dış politikada artık korkularla hareket edilemeyeceğini söylerken ’artık yeni şeyler yapmak gerek’ dedi. ’Dünya değişiyor, kavramlar, tanımlar değişiyor, bu korkuyla nereye gideceğiz?’ diyen Övür, hükümetin politikalarını doğru bulduğunu söyledi